Bit Palas - Elif Şafak

    PAYLAŞ!

  • facebook
  • twitter
  • friendfeed
  • email
  •  
  • facebook
  • twitter
  • friendfeed
  •  

Bit PalasElif Şafak’ın Aşk adlı kitabının ardından çok kısa sürede ve sıkılmadan okuduğum, yayınlandığından bu yana okurlardan ve edebiyat çevrelerinden  haklı övgüler alan Bit Palas’ı henüz okumamış olanlara tereddütsüz tavsiye ediyorum.

İstanbul’a ilk geldiğinde İstanbul’dan nefret eden, kaçmak için gün sayan Rus bir generalin karısı, daha sonra İstanbul’a çok değişik bir bağlılık duyar. Hayatının anlamı olan bu şehri  ölene kadar düşürmez dilinden. 1960'larda, mezarlıkların üzerinde yükselen bir semtte, başlangıçta kentten intikam almak üzere özene bezene inşa edilen, ama giderek etrafındaki çöp kokusu nedeniyle yaşanmaz hale gelen Bonbon Palas'ın hikâyesi anlatılıyor bu romanda.

Her katı birbirinden farklı bir hava taşıyan Art Nouveau tarzdaki apartmanda yaşayanlar da birbirinden çok  farklı : Zıt kuaför ikizler Cemal ve Celal; aşırı titiz Hijyen Tijen ve kızı Su; iki arada bir derede kalmış Mavi Metres; evhamlı ve sinameki Ateşmizaçoğulları; gizemli Madam Teyze; torunlarını masallarla "zehirleyen" Hacı Hacı; Metin Çetin ve uğruna bilimkadınlığını bırakıp peşinden gelmiş Karısı Nadya; yaşamın kıyısında yürüyen Sidar ve köpeği... Onları birleştiren ise hep dışlarında aradıkları, üstlerine kondurmadıkları çöp kokusu ile apartmanda giderek artan hamam böcekleri.

Elif Şafak'ın o zengin ve benzersiz üslubu sayesinde bir solukta okunan roman, kötülüğü hep kendi dışına atmaya çalışan hayatları sorguluyor.

Bu arada kitap içerisinde o kadar güzel cümleler ve paragraflar var ki dönüp dönüp defalarca okuyabilirsiniz benim gibi. İşte onlardan sadece bir tanesini paylaşmak istiyorum sizlerle.

"Denizin kıyısında durmuşuz, ayaklarımızı suya salmışız Ethel. Sen diyorsun ki  “şu ilerideki elli beşinci dalgaya yüzelim birlikte. Bak o dalga ne kadar güzel” Ben de  hangisi diye soruyorum. Daha sorumu bitirmeden yer değiştirmiş oluyor senin işaret ettiğin dalga. Bak artık söylediğin yerde değil. Elli beşinci değil de otuz beşinci olmuş şimdi. Giderek yaklaşıyor.Yani zaten o bu tarafa geliyor. Gelirken de elbet bir şeyler getiriyor yanında. Şimdi önünde iki seçenek var. Ya atlayacaksın denize, dalgaları filan unutup, sen de bir katre olacaksın onun içinde. Ya da kıyıda durup, bekleyeceksin. dalgaların kıyıya vurup, parçalanmasını seyreyleyeceksin. O zaman da onlar birer katre olacak gözlerinin önünde. İki türlü yaşanır hayat eğer bir şeye benzeyecekse. Ya kendini yok edeceksin hayatın içinde, ya da hayatı yok edeceksin kendinde. "

Daha ne denilebilir ki!...


Sorunuzu forma yazarak sorabilirsiniz







Bebekolay Sosyal Medya