İyi ki doğdun “evimizin güneşi”

    PAYLAŞ!

  • facebook
  • twitter
  • friendfeed
  • email
  •  
  • facebook
  • twitter
  • friendfeed
  •  
Tam iki sene önce başladı bizim hikayemiz. Hem de ne hikaye; Sevgi, endişe, gerilim, mutluluk, bağımlılık, gözyaşı ne ararsanız var bu hikayede... Hemşire, kolları arasında o minicik varlığı bana doğru getirdiğinde içimde o tarifsiz duygularla, inanılmaz bir merakla bakakalmıştım... Bu güzel şey benim miydi, ben mi doğurmuştum onu, ben ne yapmıştım da Allah’ım bana böyle bir hediye lütfetmişti? Ya o ilk emzirme girişimi, sanki o bilmiyordu ne yapacağını ama en az ben de onun kadar acemi onun kadar savunmasızdım. Nasıl yapacaktım, nasıl doyuracaktım, ona nasıl yetecektim, becerebilecek miydim?.. O minicik elleri, pamuk yanakları, etrafta ne olup bittiğini anlamaya çalışan şaşkınlıkla bakan o güzel gözleri o kadar muhteşemdi ki… Nasıl da geçiyor zaman ve meleğimin o zaman ki halleriyle şimdiki hali ne kadar da  birbirinden farklı. İlk doğduğunda beni sadece sesimden ve kokumdan tanıyorken şimdi ise “annee” diye koşarak kucağıma geliyor olması, o zamanlar herşeyi ağlayarak ifade ederken (acıktım-ingaaa, altımı pislettim-ingaaa, gazım var-ingaaa, uykum geldi-ingaaa), şimdi ise acıkıyor yemek istiyor, altını pislettiğinde “kaka yaptım” diyor, uykusu geldiğinde o minik elleriyle gözlerini ovuşturarak “uykum geldiii” diyebiliyor.  Her gün her saniye alıcıları açık bir şekilde kendisine bir şeyler katıyor. Hatta inanır mısınız daha 2 yaşında olmasına rağmen taklit bile yapıyor. Teyzem’den tutunda televizyonda gördüğü pilates programlarını bile evdeki balonlarla toplarla yapmaya çalışıyor...E tabi biz büyükler de hemen çeşitli senaryolar yazmaya başlıyoruz; birimiz “bu cimcime büyüyünce sporcu olacak” derken, diğerimiz “yok yok kesin tiyatrocu olacak” deyip kendimizce hayal kuruyoruz işte... Hayat onlarla ne kadar da anlamlı ne kadar da güzel. Çünkü o doğduktan sonra “ben” diye bir şey yoktur çok fazla, “o” vardır sadece... Onun yüzündeki bir tebessüm için bin tane şaklabanlığı yaşınıza, statünüze, hatta etrafınızdakilere bile aldırmadan yapabilirsiniz hiç düşünmeden. Hele ki iştahsız olduğu zamanlarda onun boğazından bir kaşık yemek geçmesi için marifetlerinize marifet katar, bütün yeteneklerinizi de tek tek sıralarsınız. O iyiyse sizde iyisinizdir, o mutluysa sizde mutlu.. Her adımınızı ona göre atarsınız. Onun için çalışır sanki beş duyunuz; Gözleriniz; hep onu görmek ister hep onu arar, Kulaklarınız; onun sesiyle çınlar yanınızda olmasalar bile, Diliniz; ona pişirdiğiniz yemeklerle daha da bir tatlanır, Burnunuz;onun kokusuna daha bir duyarlıdır ve Dokularınız; onu hissetmek, ona sarılmak için can atar... Annelik nasıl tarif edilebilinir ki kelimelerle.. Anlatılmaz yaşanır derler ya hani aynen öyle işte. Tabi ki her dönemin çok zor ama çokta keyifli süreçleri oluyor ama siz genelde geriye dönüp baktığınızda hep güzel anıları hatırlarsınız ya da onları hatırlamak istersiniz... Bebekliğinde çıkardığı ilk sesleri anımsarsınız, sonrasında gelen ilk anlamlı kelimeler, ilk adımlar ve derken şimdilerde kurduğu cümlelerle, oynadığımız oyunlarla, park sefalarımız, yatak keyiflerimizle (2 yaş sendromumuza rağmen) daha farklı bir süreçteyiz sanki. Önceleri onun uyku vaktine getirdiğim şeyleri şimdilerde beraber yapmak bence çok daha keyifli. Anne-kız temiz bulaşıkları diziyoruz, çamaşır topluyoruz, hatta temizlik zamanlarında onun eline de temiz bir bez verip en sıkıcı ev işlerini bile keyifli hale getirebiliyoruz... Öğrenmeye, bir şeyleri kendi başına yapmaya o kadar hevesli ki.  Tabi bazen yapmaması gereken şeyleri de yapmak istemiyor değil, fakat biz de ona bir şekilde anlatmaya ve o yaptığı şeyin sonuçlarının ona zarar vereceğini söyleyip idare etmeye çalışıyoruz elimizden geldiğince. Koltuk tepelerinde zıplaması, sürahiden bardağa kendisi su doldurmak istemesi ve üstünü başını sırılsıklam yapması, eline verdiğimiz kağıdı beş dakika kadar karalayıp daha sonra duvarlarda şaheserler yaratmaya çalışması onun için hep birer aşama ve bize yanlış geliyor olsa da onu çocuk yapan da bunlar değil mi zaten? O da kendince haklı değil mi, biz de yapmadık mı sanki zamanında onun bu yaptıklarını, bunları yapmazsa nasıl öğrenecek, nasıl gelişecek, nasıl adapte olacak ki dış dünyaya? Bize düşen sadece biraz daha dikkat, mümkün olduğunca sabır ve koşulsuz sevgi bence... Onlar bize bahşedilen dünyanın en güzel hediyeleri ve Allah’ımdan tek dileğim bebeğimin hayat boyu sağlığı ve mutluluğu. Aslında sadece kendi yavrumun da değil bütün çocuklarımızın güzel bir dünyada yaşamasını, herşeyin gönüllerince olmasını yürekten istiyor ve diliyorum.... Ve son sözler meleğim, canım kızım Ela’ya... “Bana tattırdığın o güzel zamanlar için, hayatımı renklendirdiğin ve canıma can katıp bana dünyanın en güzel duygusu olan“Anneliği doyasıya yaşattığın için sana sonsuz teşekkür ederim bebeğim..” İyi ki doğdun “evimizin güneşi” SeNi ÇooooK aMa ÇoooooK SeViYoRuM... AnneN SeDa

Sorunuzu forma yazarak sorabilirsiniz







Bebekolay Sosyal Medya